Cumartesi, Ocak 01, 2011

Tangled


Disney'in 50. animasyon filmi Tangled, 260 milyon dolarlık devasa bütçesi, 6 yıla yayılan yapım aşamasıyla beklentileri ne derece karşılayıp karşılamayacağı meçhul olan filmlerden biriydi. Bu süre zarfında ilk olarak Glen Keane ve Dean Wellins tarafından yönetileceği duyurulan proje daha sonradan Bolt'un yönetmeni Byron Howard ve Nathen Greno'ya teslim edildi. Gene aynı şekilde başlangıçta Rapunzel olan filmin ismi Tangled olarak değiştirildi, ki bu birçoklarınca pek hoş da karşılanmadı. Disney, her ne kadar beğeniyle karşılansa da  geçen yılki animasyonları Princess and The Frog'dan tam anlamıyla beklediği karı elde edememiş anlaşılan. O yüzden o filmde çok da özen gösterilmeyen tanıtım kampanyasını bu filmde iyi yürüttüler. İnternette dolanan tüm o vignette ve viralleri görünce ister istemez takdir ediyosunuz.


Grimm Kardeşlerin klasik Rapunzel masalının serbest bir yorumu Tangled. Gençlik ve şifa veren saçlarıyla Rapunzel beşikteyken kral ve kraliçe olan anne babasından kaçırılıyor ve kendisini kaçıran cadı tarafından bir kuleye kapatılarak büyütülüyor. Çocuklarının acısıyla krallık her yıl Rapunzel'in doğum gününde havaya binlerce uçan fener bırakıyor. Rapunzel büyüdükçe bu fenerlerin anlamını sorguluyor ve öğrenmek için yanıp tutuşuyor. Ama tabii ki cadı kuleden çıkmasına izin vermiyor. Ta ki bir gün Flynn isimli bir hırsız, peşindekilerden saklanmak için kuleye tırmanıncaya kadar...


Tangled görsel olarak göz alıcı bir yapım. 6 yıllık harcanan emeğe değmiş ve izlemesi keyif veren bir görsel şölen ortaya koymuş filmin yaratıcı ekibi. Ayrıca burdaki 3D kullanımı Toy Story 3'de olduğu gibi ne idüğü belirsiz bi öğe olmaktan ziyade, filmin görselliğine katkısı yadsınamaz bir öğe haline gelmiş. Tangled'ın asıl gücü ise bütünüyle bir aile filmi olarak tasarlanmış ve bu işlevini eksiksiz ifa etmeyi başaran bir yapım olması. Herşeyden önce karakterlerinin sevimliliğiyle seyircisini tavlamayı beceriyor. Özellikle Rapunzel başta gelmek üzere Flynn, eşkıya tayfası, Maximus vs. tüm figürler izlemekten bıkıp usanmayacağınız şekilde cekici özelliklerle donatılmış karakterler. Bunun yanısıra film, günümüz animasyonlarında artık olağan hale gelmiş bir şekilde komedi, aksiyon, romantizm vs. öğeleri başarıyla harmanlayıp tam bir tür kırmasına dönüşmekte hiç bir zorluk çekmiyor. Bu saydığımız özelliklerin çoğu Pixar filmlerinde de mevcut ama artık baygınlık verecek derecede kendini tekrar etmeye başlayan bu stüdyonun ürünlerinde eksikliği bariz hissedilen özgün dokunuşa sahip Tangled ve How To Train Your Dragon'dan sonra senenin en iyi animasyonu olma özelliğini bileğinin hakkıyla alıyor. Bu filmin sorumlu yapımcılarından olan John Lassater'in aynı özeni Pixar'da da göstermesini umuyoruz.


Yeri gelmişken mevzuyu memleketimizdeki dublaj terörüne getirmeden olmayacak. Stüdyonun seyirci kitlesini tavlamak için dublaja başvurması anlaşılabilir bir şey. Esas hedef kitlesi olan çocukları da göz önüne alınca dublajın mevcudiyeti nerdeyse kaçınılmaz bir hal alıyor. Ülkemizde dublaj konusunda yetenekli bir çok sanatçımızın olduğu da bir gerçek, her ne kadar son yıllarda bu alanda gözle görülür derecede bariz bir düşüş yaşansa da. Fakat hiç değilse bir iki kopyayla olsun bizim gibi yetişkin izleyicilere orjinal diliyle filmi görme imkanı sunulmaması tam anlamıyla haksızlık. Birkaç ay önce gösterime giren Despicable Me'yi de bu nedenden ötürü izleyememiştim, zira o filmde Steve Carrell ve Agnes'i seslendiren Elsie Fisher'ın performansını hiç bir yerli ismin tekrarlaması mümkün değildi.


Bu noktada belirtmeliyim ki bu söylediklerim Tangled için büyük ölçüde geçerli değil. Filmin Türkçe seslendirme kadrosu beklenmedik ölçüde başarılı, özellikle Rapunzel'i seslendiren bayan. Fakat görece bu denli iyi seslendirilmiş bu filmde bile müzikal kısımları da Türkçeleştirme durumu son derece eğreti duruyor. Bu da son yıllarda moda olan birşey, eskiden en azından şarkılara ilişen olmuyordu. İngilizce filmlerde kullanılan şarkılar, ingilizce yazılıp bestelenmiş ve ingilizce dinlendiğinde anlamlı olan parçalar, böylesi Türkçeye asimile durumlar insanı filmden koparmaktan başka bir işe yaramıyor. Allah'tan Fatih Erkoç yoktu gene, o adamın sesini bir kere daha böyle bi animasyonda duyarsam kusacağım.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails