Çarşamba, Nisan 27, 2011

Scream 4 : "Don't fuck with the original!"


“Sequels suck, by definition alone, they are inferior films."  
(Devam filmleri berbat olur, sırf tanım itibariyle ikinci kalite üründürler-“Scream 2”)

Scream'e 4 üncü geleceğini ilk duyduğumda ne yalan söyleyim çok da ümitvar değildim. Şüphesiz ilk Scream bugün artık bi klasik olarak kabül görmüş durumda. Scream 2 ve zamanında hiç de olumlu karşılanmamış Scream 3 de bana göre şahane filmlerdir, hatta en iyi devam filmlerindendir. Buna rağmen seriye yeni bir film daha ekleme fikri çok da akla yatkın görünmemişti bana. Hollywood'un eski materyalleri yeniden ısıtıp piyasaya sürme hastalığı son 10 yıl içinde rahatsız edici derecede depreşti, bu da o doğrultuda bir hamle gibi görünüyordu. 

Orjinal üçlemeye imza atan ekibin bir araya gelmiş olması bir nevi iyiye işaretti aslında; yönetmen Wes Craven, senarist Kevin Williamson, Neve Campbell, Courtney Cox ve David Arquette. Sonra Williamson'ın yapımcılarla anlaşmazlığa düşüp projeden ayrıldığı haberi yayıldı. Yerine Ehren Kruger (Scream 3, Arlington Road, The Ring) getirildi, senaryoda bazı düzeltmelere gidildi, oyunculardan bazıları bu durum karşısındaki hoşnutsuzluklarını dile getirdi (H.Panetteire), hatta projeden ayrılanlar oldu (Lauren Graham). Film gösterime girmeden bir iki ay önce verdiği bir röportajda Craven'ın kendisi bile senarist değişikliğinin filme dair bazı şeyleri aksattığından dem vurdu. Tüm bu hadiseler çoğunlukla bir filmin hayrına işleyen şeyler değil, zira daha ortaya çıkan şeyi görmeden bişeylerin ters gitiiğine dair bir izlenim uyandırıyor seyircide. Ama gösterime girmesiyle birlikte Scream 4, bu önyargıları bertaraf etti denebilir. Baş karakterlerimiz Sydney Prescott'ın başarılı bir yazar, eski başarılı yazar Gale Weathers'ın ise Dewey ile evlenip ev hanımı olduğu bir evrende geçiyor. Bekleneceği üzere yeni kitabının tanıtımı için eski kasabasını ziyarete gelen Sydney'in ortaya çıkışıyla birlikte cinayetler de başlıyor. 

Scream serisi, parodiyle korku türünün birbirini bastırmadan kıvamında bir şekilde sentezlenerek at başı gittiği filmlerden müteşekkil bir seri. Yani Ghostface kurbanını kovalarken türlü sakarlık yapıp sağa sola çarpınca ister istemez seyircide bir tebessüm hasıl etse de, avını ele geçirdiğinde acımasızca kesip biçmesiyle aynı seyirciyi ürkütmeyi de becerebilen bir figür. Korku türüne ait saptamaları da seriyi özgün kılan bir diğer faktör. Yani ait olduğu türün tüm kodlamalarına ve klişelerine bir yandan laf sokup bir yandan da bir nevi saygı duruşunda bulunurken, 3 ve 4'e konu edilen Stab filmleri vasıtasıyla kendine ve devam filmleri kültürüne de dokundurmayı başaran bir seriden bahsediyoruz. Sadece tiye almak suretiyle değil de, bu türün hayranı olan ve yiyip içip film seyreden filmkoliklere hitap edecek ölçüde janrı irdeleyen Scream, 4 üncü filmiyle bu vasıflarını korumakla kalmıyor, üstüne serinin son filmiyle aradan geçen uzun zamanın da katkısıyla nostalji öğesini de ekliyor. Netice en azından ilk bir saati itibariyle uzun zamandır görüşemediğimiz ve izlemeyi özlediğimiz bir hikayenin kahramanlarıyla yeniden buluşmuşuz hissiyatına boğuluyorsunuz. Senarist Williamson formunu korumuş ve gene şahane sinemasal analizleri filmine yedirmeyi başararak son on yılda korku sinemasına hakim olan yeniden çevrim furyasını bıçak altına yatırmış. "Film içinde film içinde film" şeklindeki çok başarılı girizgahın ardından eskilerle birlikte yeni karakterlerini de arz-ı endam ettiren film, çoğunluğuna dizilerden aşina olduğumuz bir grup yeni yetme aktrisi kadrosunda bulundurmasıyla da görsel açıdan da güçlü bir yapım olduğunu belli etmiş(!). 
Kameo olarak görünüp geçen Lucy Hale (Pretty Little Liars), Aimee Teegarden (Friday Night Lights), Britt Robertson (Dan in Real Life,Triple Dog), Shenae Grimes (90210), Anna Paquin (True Blood) ve Kirsten Bell (Sarah Marshall,Heroes)'in yanısıra ana rollerde Emma Roberts (Lymelife,It's Kind of a Funny Story, Valentine's Day), Hayden Panettiere (Heroes), Alison Brie(Community,Mad Men), Marley Shelton (Grindhouse), Marielle Jaffe (Percy Jackson)'nin yer aldığı Scream 4, kuşağının yetenekli aktörlerinden Adam Brody, Rory Culkin, Anthony Anderson gibi isimlerin de katılımıyla ilgi çekici bir kasta sahip. Hoş bunların çoğunun karakterlerine bir derinlik katma fırsatları olmuyor ve Ghostface'in elinde can veriyorlar ama oyuncluk namına elinden geleni yapanlar da var. Yan karakter hüviyetindeki rolüne dikkat çekici derece bir mizah ve karizma katmayı başaran Hayden Panetteire  ve Dewey'e yanık hafif nevrotik şerif yardımcısı rolünde Marley Shelton, bu güruh içinde öne çıkan isimler.

Wes Craven'ın yönetmenlik olarak performansından bişey yitirmediğini de ele güne gösteren Scream 4'ün temel handikabı, gayet yerinde başlayan ve ilerleyen hikayesinin sonlara doğru biraz sarkması ve tahmin edilebilir bir hale bürünmesi. Filme yedirilen Youtube gençliği eleştirisi de her ne kadar yerinde olsa da biraz yavan ve basit kaçmış. Bu pürüzlere çok takılınmadığı takdirde 2011'in ilk kayda değer filmlerinden biri olarak rahatlıkla anabiliriz Scream 4'ü. Zira bi seriye 4'üncü halkayı ekleyip belli bi düzeyin üstüne çıkmayı başarmak herkesin harcı değil. Önceki filmleri televizyonda izlemiş biri olarak Scream'i sinemada izlemenin son derece keyifli bir deneyim olduğunu belirtmeden de geçmemek lazım. Bununla birlikte yeni bi üçlemenin ilk halkası olarak tasarlanan bu filmin ardıllarının aynı keyfi vermek şöyle dursun, kabak tadı vereceğinden bir şüphem yok, zira bu film de sahip olduğu seyir zevkini büyük oranda barındırdığı nostalji öğesine borçlu, olası bi Scream 5'in aynı duygu üzerine inşa edilmesi olanaksız. Hoş, zaten şu ana kadar ki gişe performansıyla Scream 4'ün yeni bir üçlemeye kapı aralaması da biraz güç görünüyor. Ama Hollywood gene boş durmayıp daha dumanı üstünde olan seriyi acımasızca reboot etmekten imtina etmeyecekdir, orası kesin.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails